Bir yaz gecesi rüyası: “15 Temmuz Destanı”

“15 Temmuz demokrasinin kurtuluşu” anlatısı diktatörlüğün düğünüdür, “bir yaz gecesi rüyası”dır: Hanedanın yüzünü güldüren bu rüya özgür ve dürüst bir hayat düşleyen iyi ve sade insanların her gününü geceye çeviren bir kâbustur. Bir an önce uyanılması gereken bir kâbus.

“İstihbarat zafiyeti”nin başlıca sorumlusu olsalar cezalandırılmaları gereken MİT ve Genelkurmay başkanlarının ödüllendirilmeleri, “zafiyet” hikayesinin, yazarı Tayyip Erdoğan tarafından bizzat tekzip edilmesidir.

Bu yıl 15 Temmuz etkinliklerinin sayısı geçtiğimiz yılkinden iki kat fazla olacakmış. 752’si yurt dışında tam 3 bin etkinlik var. Maksat: “[…] toplumsal hafızanın canlı tutulması ve yurt dışında 15 Temmuz ile ilgili farkındalık oluşturulması.”

“Yurt dışında farkındalık oluşturma” hedefi ironik gerçekten. Yabancılar, olduğunda farkına varmadıkları bir şeyi üzerinden dört yıl geçtikten sonra nasıl fark edecekler? Rejimin üstesinden gelmesi gereken ciddi bir “hafıza” -daha doğrusu hakikat- sorunu var ama, toplumun değil, rejimin hafızasında. “12 Mart Belgeseli”nin iç titreten jenerik müziğinin yaratıcısına şimdi bir servet ödeyip “15 Temmuz Destanı Senfonisi” de yazdırsanız, ne olmayanı oldurabilir, ne olanı olmamış kılabilirsiniz.

Prof. Mithat Sancar, TBMM “15 Temmuz Komisyonu”ndaki HDP temsilcisi iken 12 Haziran 2017’de komisyon raporuna düştüğü muhalefet şerhinde Tayyip Erdoğan’ın anlatısının 15 Temmuz’un daha ilk dakikaları itibarıyla düştüğü açmazları şöyle kaydediyordu:

  • 16 Temmuz, 04:22 Atatürk Havaalanı: “Öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu.”
  • 18 Temmuz, CNN International yayını: “O gece saat 20.00 civarında bir haber aldım.”
  • 20 Temmuz, Al Jazeera yayını: “Eniştemde kaldım. Eniştem haber verdi […] Doğruladıktan sonra MİT Müsteşarıyla görüşmeyi sağladım.”
  • 21 Temmuz, Reuters’a açıklama: “Saat 16.00-16.30 civarı kendisini arayan eniştesinin […] Beylerbeyi civarında […] köprüye girişlerin engellendiğini” söylediği…
  • 30 Temmuz, ATV-A Haber ortak yayını: “O gün 21.15 civarında falan bir şeyin başladığını duyuyoruz. 21.30’da eniştem beni aradı.”

Nasıl başlarsa öyle gider. Gerçeği açıklamayı değil karartmayı gözeten resmi anlatı, insanların neden çatıştığını ve yüzlercesinin hayatlarını neden kaybettiğini açıklayamaz.

Öyleyse ne oldu, neden oldu?

Dört yılın ardından şimdi daha da belirginleşen 15 Temmuz hakikatleri şunlar:

1. Darbe girişiminin bir “istihbarat zafiyeti” eseri olduğu şehir efsanesidir. Birincisi, darbenin başı olduğu iddia edilen “Cemaat”, 2 Ocak 2015’teki MGK toplantısında “iç tehdit” olarak Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne resmen dahil edilmiştir, takip altındadır. “Cemaat”in TSK’de kendisine bağlı olmayan unsurlara açılmaksızın bir girişim başlatması, darbe mantığına aykırıdır. İkincisi, devlet güvenliğinin yanısıra 10 milyonu aşkın üyesiyle bütün AKP teşkilatınca da gözetim altında tutulan “Cemaat”in attığı ilk adımda devletin kontrolüne girmemesi de devletin olağan işleyişine aykırıdır. Üçüncüsü, “istihbarat zafiyeti”nin başlıca sorumlusu olsalar cezalandırılmaları gereken MİT ve Genelkurmay başkanlarının ödüllendirilmeleri, “zafiyet” hikayesinin bizzat onu anlatanca tekzibidir.

2. 15 Temmuz öncesinde bir yıl boyunca hem uluslararası hem iç basında “Cemaat” darbesi hazırlığı söylentileri ayyuka çıkmış, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları hükümete bağlılık açıklamak zorunda kalmıştır. Bu açık istihbarat devlet işleyişinin doğası gereği TSK ve güvenlik aygıtlarının otomatik olarak teyakkuza geçmiş olmasını gerektirir.

3. Darbe girişiminin, TSK, yargı ve emniyette muhtemel geniş çaplı tasfiye haberleriyle kızıştırıldığı ve hazırlıkların adım adım izlendiği Türkiye gazetesi yazarı Fuat Uğur’un 2 ve 21 Nisan 2016 tarihli köşe yazılarında en ince ayrıntısına kadar ifşa edilmiştir. Darbecilerin buna rağmen girişimi sürdürmüş ve harekete geçmiş olmaları önlerinin kesilmek yerine açıldığına, cesaretlendirilip teşvik edildiklerine kanıttır.

4. Cumhurbaşkanı ve hükümet, öne geçerek başarısızlığa mahkum kıldıkları darbeden bir OHAL gerekçesi olarak yararlanmayı; OHAL’i Başkanlık Rejimi’ne geçiş için bir sıçrama tahtası olarak değerlendirmeyi; OHAL kararnameleriyle yeni rejimin yolunu döşemeyi planlamışlar ve darbenin olgunlaşması ve bastırılması için pusuya yatmışlardır.

5. Darbe silahsız sivil direnişle değil, harekete geçirilen birliklerin kışlalarından çıkar çıkmaz hükümete sadık birliklerce ezilmesiyle durdurulmuştur. Belediyelerin iş makineleriyle kışlalar önünde kurdukları barikatlar, silahsız ve eğitimsiz toplulukların polis merkezlerinden darbe karargâhları üzerine sevk edilmesi, AKP örgütünün darbe sırasında rol üstlenmek üzere taktik hazırlığa sahip olduğunun göstergesidir.

6. AKP, darbeyi daha başlamadan; yüzlerce insan hayatını kaybetmeden, sıradan erler ve harp okulu öğrencilerinin hayatları karartılmadan bastırabilecek tanık ve kanıtlara sahipti. Hükümet, diktatörlüğün alt yapısını oluşturacak politik momentumu kazanmak ve siyasi rakiplerinin yanı sıra başkanlık rejimine muhalif kadroları idareden, akademiden, medyadan ve sivil toplumdan tasfiye için kaosun doğmasına izin vermiş ve kendi yarattığı kaostan “düzen kurucu” rolünü üstlenerek çıkmıştır.

7. “15 Temmuz demokrasinin kurtuluşu” anlatısı diktatörlüğün düğünüdür, “bir yaz gecesi rüyası”dır: Hanedanın yüzünü güldüren bu rüya özgür ve dürüst bir hayat düşleyen iyi ve sade insanların her gününü geceye çeviren bir kâbustur -bir an önce uyanılması gereken bir kâbus.
______________________________
Yeni Yaşam, 15 Temmuz 2020